MUSTAFA KEMAL VE ALİ ÇAVUŞ

MUSTAFA KEMAL VE ALİ ÇAVUŞ


1951 yılı şubat ayının ilk günü. Açık bir gökyüzü, Güneş pırıl pırıl parlıyor. İlkbaharı müjdeleyen güzel bir gün, kulaktan kulağa bir söz dolanıyor Denizli sokaklarında “Mustafa Kemal geliyormuş.”  (1)Bu söz dalga dalga çevre köylere, ilçelere ve komşu İllere yayılıyor. Günün aydınlığında, gecenin karanlığında, havanın esintisiyle kulaktan kulağa ulaşıyor haber.

Ali Çavuş, Muğla pazarında duyuyor haberi. Pazar yerindeki sergisini hemen toplayıp eşeklerine yükleyerek yola koyuluyor. Göktepe’yi aşıp Tavas üzerinden, iki günde köyüne ulaşıyor. Tekke köyü Denizli’ye yakın. O gece yıkanıp dökünerek bir güzel uyku çekiyor evinde. Ertesi gün erken Denizli’ye varıyor. Denizli’nin o boş sokakları dolmuş taşmış insanlarla. Uzak köylerden, ilçelerden, komşu illerden pek çok insan eşeklere, atlara, at arabalarına binerek Denizli’ye gelmişler bir gün önceden.

Ali Çavuş, sokaklardaki insan kalabalığını yara yara yürüyerek doğruca vilayete gider. Vali beyin kapısına dayanır. Kapıda iki polis. Valilik makamında, çok önemli bir toplantı var. Bu toplantıya, belediye başkanı, kimi daire müdürleri, 51. Piyade Alayı Komutanı, 33. Topçu Alayı Komutanı, Denizli halkından ileri gelenlerle kimi sivil toplum örgütlerinin başkanları katılıyor. Toplantıda Mustafa Kemal’i karşılama, ağırlama, il sorunlarının görüşülmesi ve uğurlama konuları planlanıyor. Ali Çavuş:

-Vali beyi görmek istiyorum.

Birinci Polis:

-İçeride toplantı var, giremezsin.

Ali Çavuş:

-Çok önemli, Vali Beyi görmem g erek.

İkinci Polis:

-İçeri girmek yasak hemşerim, içeride toplantı var.

Ali Çavuş:

-Önemli bir sorum var Vali Bey’e.

Birinci Polis:

-Girmek yasak dayı, giremezsin işte.

Ali Çavuş, bekleme odasının penceresine doğru çekilir. Valilik bahçesine bir göz atar. İçini çekerek derin derin soluklanır. Sonra polisleri izler. Polislerin kapıdan bir iki metre uzaklaşmalarından yararlanarak kapıya yüklenir ve içeri girer. İçerideki gözler, bu çağrısız konuğa döner.

Vali:

-Ne oluyor burada? Diye bağırır.

Ali Çavuş:

-Mustafa Kemal Paşa gelecek diyorlar, Vali Bey, doğru mu?

Vali:

-Gelecekse gelecek, sana ne, atın şunu dışarı!

Ali Çavuş’un  arkasından içeri dalan polisler, tutup dışarı alırlar Ali Çavuş’u. Ali Çavuş, bekleme odasında dolanmaya başlar. Bir anda polislerin arasından kapıyı açarak içeri atar kendini. Polisler zor tutar kollarından. Ali Çavuş, polisler arasında bağırır:

-Vali Bey, Mustafa Kemal Paşa gelirse beni sorar, ne zaman gelecek söyleyin?

Vali bey bağırarak polislere emir verir:

-Atın bu adamı kodese. Reisi Cumhur Hazretleri gidinceye kadar orada kalsın.

Toplantı devam eder. Çalışmalar tamamlanır. Karşılama, ağırlama, uğurlama programı hazırlanır.

Ali Çavuş hapishanede bulur kendini. Dışarıda parlak güneş var ama içerisi soğuk. Bir köşeye çekilip yüzünü ellerinin arasına alarak düşünmeye başlar: “Nedir bu başıma gelenler?” Akşam karanlığı basar. Gece olur. Uyku yok. Düşünceleri Mustafa Kemal’e kayar. Gece boyu uyur uyanır, Mustafa Kemal’e uzanır düşünceleri. Mustafa Kemal düşü ısıtır bedenini. Sabaha kadar Mustafa Kemal ile yaşar.

Çanakkale savaşlarına katıldı Ali Çavuş. Mustafa Kemal’i orada tanıdı. Savaş alanında topuğundan kurşunlandığı için askerlikten terhis edildi. Köyüne döndü. “Topal Çavuş” derlerdi ona.

Ali Çavuş kendine bir iş buldu. Dinar dağlarında büyük meşe ağaçları vardır. Bu ağaçları kesip yakarak kömür yapar ve bu kömürlerini eşeklerine yükleyerek Uşak’taki  araba atölyelerine satar. O tarihlerde Uşak’ta araba sanayii vardı ve en iyi arabalar uşakta yapılıyordu.(2)

Dinar dağları ile Uşak ili arasındaki gidiş gelişlerde, çoğu kez Dinar’da gecelerdi Ali Çavuş. Eşekleri için kahvenin bitişiğinde bir ahır da buldu. Akşamları kahvede geçer yaşam. Ali Çavuş hangi masaya oturursa çevresini alırdı Dinarlılar. Ali Çavuş çok güzel konuşurdu.  Ayrıca Uşak’tan, Denizli’den haberler getirirdi onlara.

1919 Mayıs ayı. Anadolu’nun her köşesi gibi Dinar da çalkalanıyor çelişkili haberlerle. Günler haftaları, haftalar ayları kovalar. Bir gün Ali Çavuş heyecanla girer kahveye: “Yunanlılar Uşak’a girdiler.” Sesi tutula tutula haykırarak anlatır gördüklerini: “Yunan birlikleri nasıl girdiler? Hükmet konaklarını nasıl çevirdiler? Kıyı mahallelere nasıl dağıldılar? Kıyı mahallelerdeki kadınları, çocukları nasıl korkutup kaçırdılar?”

Anadolu’nun her köşesindeki olaylar gibi Dinar kahvesindeki konuşmalar da ulaşır Ankara’ya. Bir gün gelir ki Dinar’dan gelen bilgiler çok önem kazanır. Bunun üzerine Dinar’a  genç bir kurmayını gönderir Mustafa Kemal. Haberin kaynağını arar.

Kurmay Yüzbaşı Dinar’a varır. Kahveleri dolaşır. Ali Çavuş’un oturduğu kahveyi bulur. Tahta bir masa çevresinde toplanan insanlar heyecanla konuşan bir kişiyi dinliyorlar. Sivil giyimli konuk masaya yaklaşır. Gece yarıya kadar sürer konuşmalar. Halk ağır ağır evlerine dağılır. Ali Çavuş da kahvenin üzerindeki çardağa benzer odasına çekilir.

Ali Çavuş yatmaya hazırlanırken, tahta kapı çalınır. Ali Çavuş kapıyı açar. Kapıda genç bir kişi, içeri buyur eder. Divana benzeyen yatak üzerine otururlar. Sabaha kadar konuşurlar. Yüzbaşı, Ankara’nın talimatlarını bildirir: “Kömür satışını sürdüreceksin. Gördüklerini kahvede seçerek anlatacaksın. Zaman zaman sana gelenler olacak. Önemli bilgileri onlara saklayacaksın.” Parola: “Uşak-Dinar hattı.”

Uşak’taki Yunan işgal kuvvetleri komutanı, Ali Çavuş’a giriş-çıkış belgesi vermişti. O nedenle Ali Çavuş, kolayca girip-çıkıyor Uşak kentine. Belgesine dayanarak zaman zaman Yunan birliklerinin arasına karışıp özel bilgiler de ediyor.

Uşak-Dinar hattı çalışmaya başlıyor. 3-5 haftada bir; Afyon’dan, Eskişehir’den ya da Ankara’dan gelenler oluyor Ali Çavuş’a. Konuşmalar, Ali Çavuş’un odasında sabaha kadar sürüyor. Kimi zaman da, iki kişi birbirlerine yaslanarak uyuyor divan üzerinde. Güneş doğmadan, Dinar’dan ayrılıyor Ali Çavuş’un konuğu. Ankara’ya ya da cepheye…

Bir zaman sonra Ali Çavuş’u arayan soran olmaz.(3)Aranmadığına çok üzülür Ali Çavuş. Eşeklerini, Dinar’a gelen bir köylüsü ile köyüne gönderir. Kendisi de Ankara’ya gider. Mustafa Kemal’in huzuruna çıkar. Kendini tanıtır. Ali Çavuş’u hatırlar Mustafa Kemal.

Ali Çavuş:

-Paşam, ben Çanakkale’de savaştım. Orada gördüm sizi. Uşak’ta yunan ordusunu gördüm. Canım dayanmıyor. Ayağım sakat ama bende Kuva-i Milliye’de çalışmak isterim. Bana da görev verin.

Mustafa Kemal:

-Sen köyüne gideceksin. Kömür taşıdığın eşekleri yanına alacaksın. Köy köy dolaşacaksın. Bizim Ankara’da yaptıklarımızı köylülere anlatacaksın. Köylülerin gönüllerinde verdikleri yardımları toplayacaksın. Ayda bir de Ankara’ya geleceksin köylerde olanları bana anlatacaksın. Topladığın parayı da şu odadaki muhasebeye yatıracaksın…

Aylar ayları, mevsimler mevsimleri kovalar. 1922 Eylül ayı… Kurtuluş Savaşı zaferle biter. Ali Çavuş Mustafa Kemal’in huzuruna çıkar.

-Paşam vedaya geldim. Köyüme gidiyorum.

Mustafa Kemal:

-Ali Çavuş, Ankara’da kal. Birlikte çalışalım…

Ali Çavuş:

Paşam Ankara’da kalamam. Okuma yazma bilmem. Ulus-erkân bilmem.

Mustafa Kemal:

-Okuma yazma kolaylaşacak, öğrenirsin. Ulus-erkân da öğrenilir.

Ali Çavuş:

Ankara’da kalamam paşam, kalamam paşam, kalamam paşam…

1931 yılı, 4 Şubat, Çarşamba Sabahın erken saatleri. Denizli istasyonu çevresinde küme küme toplanmaya başlar insanlar. Öğleye doğru oluşan kalabalık, Denizli ovasına doğru uzayıp gidiyordu. Karşı dağın yamacında görülen Irlıganlı Köyünün toprak düz damlı yapıların üstleri bile dolmuştu insanlarla.

Saat 13.00 tren sesi duyuldu. Büyük bir uğultu yükselmeye başladı. “Geliyor, geliyor, Mustafa Kemal Paşa geliyor…! İnsanların sesi, tren sesi ile tren düdüğüne karışıyor. Tüm Denizli, Denizli Ovası, Sanki tüm Ege Ve Türkiye Sarsılıyordu bu kutsal seslerle. Tren istasyonda durdu. Bir kompartımanın kapısı açıldı. Mustafa Kemal bir basamak indi. O anda sesler kesildi. Uzun Kavaklar’dan kuş sesleri duyuluyordu. Mustafa Kemal, önce sıradaki protokole baktı. İkinci sırayı izledi. Sanki birisini arıyordu gözleri. Ovaya doğru uzanıp giden kalabalığa baktı. Sağ elini asker gibi alnına götürerek seslendi.

-Merhaba Denizli!...

İşte o an bir heyecan tufanı koptu. Halk yanıt veriyordu.

-Merhaba, hoş geldiniz, uğurlar getirdiniz, bizleri ihya ettiniz, şereflendirdiniz; Sağ olun, var olun!...

Mustafa Kemal basamaklardan indi. Ön sıradaki protokol ile tokalaştı. İkinci sıra ile tokalaşırken ön saftaki halk çevresini aldı. Kimi elini tutuyor; kimileri omzuna, yüzüne dokunmaya çalışıyor parmaklarıyla, kimileri de eğilip ayaklarını öpmeye çalışıyor; toplu sesler duyuluyor öbek öbek:

-Bizi kurtardınız, yurdu kurtardınız, evimizi-namusumuzu kurtardınız, Türkiye’yi kurtardınız!...

Mustafa Kemal kalabalığa karıştı. Halk ile bütünleşti. İnsanlar arasında görünmüyordu. İşte o an 51. Piyade Alayı ile 33. Topçu alayından 20 kadar sivil giyimli genç subay, halkın arasına girerek Mustafa Kemal’in çevresinde bir halka oluşturdu. Uyumlu bir küme olarak otomobillere doğru gidildi. Mustafa Kemal kendisine ayrılan otomobile bindi. İki yanında da Ankara’dan beri ondan ayrılmayan iki delikanlı…

Mustafa Kemal trenden inerken gözleri Ali Çavuş’u aradı. Ama göremedi. Otomobilde ali çavuşu düşünüyor. Sağ yanında oturan Turgut’a:

-Ben valilikteki toplantıya katılacağım. Sen Tekke köyüne git Ali Çavuş hakkında bilgi topla.

Turgut, Tekke köyüne varır. Sokaklar bomboş. Kadın-erkek tüm köylü Denizli’ye akmış. Küme küme oynayan çocuklar görünür sokakta. Çocuklardan, Ali Çavuş’un evini öğrenir Turgut. Eve varır. Kapı kilitli. Kimsecikler yok. Komşu evin kapısını çalar. Yaşlı bir nine açar kapıyı. Ali Çavuş’u sorar Turgut.

Nine:

-Dün onu hapse atmışlar.

Turgut:

-Neden?

Nine:

-Hökümete karşı mı gelmiş ne, öyle bişey dediler. Ne bilem ben…

Turgut, Denizli’ye döner Ceza evine varır. Müdür ile konuşur. İkisi birden Ali Çavuş’un kaldığı toprak odaya girerler. Gece boyu uyuyamayan Ali Çavuş, sabaha doğru dalmış. Mustafa Kemal düşleri içinde sayıklıyor:

-Ankara’da kalamam Paşam, kalamam Paşam, kalamam Paşam…

Turgut, Ali Çavuş’u uyandırır. Otomobil ile kırık-dökük, eğri,büğrü yollardan geçerek Bayram yerine gelirler. 24 saattir yemek yemeyen Ali Çavuş, önce karnını doyurur. Sonra berbere gidip tıraş olur. Ceketini, pantolonunu fırçalar. Eli ile düzeltir. Ayakkabılarını boyatır. Turgut ile birlikte valiliğe varırlar.

Turgut ile Ali Çavuşa polisler açar kapıyı. İçeri girerler gözler yeni gelenlere döner. Bir gün önceki hırçın kişi gitmiş de yerine bir eren kişi gelmiştir. Mustafa Kemal yerinden kalkıp Ali Çavuş ile sarmaş dolaş olurlar. Selâmlaşma bittikten sonra, Ali Çavuş:

-Kemal Paşa, bu Denizli Valisi de pek şaşkın çıktı. Şöyle iyi bir adam bulamadınız mı gönderecek?

Mustafa Kemal, her zamanki gibi tok ve net sesiyle:

-Ankara’da kal. Okuma-yazma öğren. Usul-erkân öğren. Beraber çalışalım, dedim ama sen kalmadın.

Ali Çavuş:

-Ben, Ankara’da kalamam Paşam.

Mustafa Kemal:

-Neden?

Ali Çavuş:

-Eğer ben Ankara’da kalsaydım, köylülerim ne derlerdi ki: “Ali Çavuş, bizden  topladığı paralarla Ankara’ya köşk yaptırdı, keyif sürüyor…”(4)

(1) O tarihte soyadı yasası çıkmamıştı.

(2) 1940’lı yıllarda Uşak Arabalarını ben gördüm. Lok-lok, lok-lok diye ses çıkarırlardı. Diğer arabalar ise lıngır-lıngır diye ses verirlerdi. Uşak arabalarının arkasından bakıldığında iki teker izi görünürdü. Arka tekerler ile ön tekeri izlerdi. Diğer arabalar ise eğri-büğrü kırık izler yaparak ol alırlardı.

(3) Yunan kuvvetleri ileri harekete geçtikleri için Uşak’taki bilgiler değerini yitirmiştir.

(4) Bu anıyı bana 1963 yılında Denizli Merkez Hürriyet İlkokulu Müdürü anlattı. Mustafa Kemal Denizli’ye geldiğinde ortaokulda okuyormuş.

 

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Saat
 
Reklam
 
 

 
Bugün 10 ziyaretçi (28 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ysfgunduz.tr.gg