Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitiminin Yol Haritası ve Proje Metodu

T.C. Milli Eğitiminin yol haritasında ulaşılan son nokta:

 (PROJE METODU)

 2005-2006 öğretim yılına yeni bir eğitim yöntemiyle girdi Türkiye. PROJE METODU. Ancak bu konuda hiçbir kıpırtı yok ülkede. Kimi öğretmenlerimiz bu yeni yönteme sıcak bakmıyor. Öğretmenleri bu konuda bilgilendirmekle görevli olan kimi müfettişler de umutsuzluk içinde bulunmaktadırlar. Konuyu yürütmekle görevli Milli Eğitim Kuruluşları da, uygulamada bir çıkış yolu aramakta ve tedirginlik içinde bulunmaktadırlar. Öğretim yılı başından buyana okullarımızda yaşananlar yukarıda yazılanların aynasıdır:

 2005 Nisan ayında, Milliyet Gazetesinin EGE ekinde, Güzelyalı’da bulunan Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulundan bir fotoğraf. Güleryüzlü öğrenciler ve ortalarında gülümseyen bir bayan öğretmen. Tam bir mutluluk tablosu. Fotoğrafın altında bir yazı: “Bu öğrenciler, sınav heyecanı, sınav korkusu yaşamıyorlar. Geliştirdikleri projelerden notlarını alıyorlar.” Bu okulda iki yıldır, deneme amaçlı proje metodu uygulanıyor.

 2006 Ocak ayı. Balçova’dan bir anne. 3. sınıfta öğrenci olan 9 yaşındaki kızını getirdi. Çocukta kimi korkular var ve uykuda dişini gıcırdatıyor. Çocuğun aile ve okul yaşantıları üzerine bilgi alırken anne anlatıyor:

- Öğretmeni, geçen hafta beş kez sınav yaptı. Akşamları saat 10.00’lara kadar ders çalışıyoruz birlikte.

Güzelyalı ile Balçova arasındaki uzaklık 4-5 km. Her ikisi de İzmir ili içinde. Birisinde 21. yy eğitim yöntemi uygulanıyor, öteki ise ortaçağ karanlığından kurtulamamış.

 Gerek eğitim kurumlarının tedirginlikleri, gerekse yukarıda belirtilen çelişkilerin nedeni, proje metodunun yeterince bilinmemesi ve tanıtılmamasından kaynaklanmaktadır. Proje metodunun bir ulusal, bir de evrensel boyutu vardır. Bu boyutlara girilmediği sürece proje metodunun uygulanmasındaki çelişkiler ve tedirginlikler sürüp gidecektir.

 Proje Metodunun Ulusal Boyutu:

Proje metodunun ulusal boyutunu anlayabilmemiz için Cumhuriyetin temeline inmemiz gerekiyor:

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte eğitimle ilgili olan devrimler başladı. 1924 eğitim birliği, 1928 yazı devrimi ve daha niceleri... Cumhuriyetin 10. yılında (1933) bugüne dek aynı coşkuyla söylediğimiz 10. yıl marşıyla devrimler doruğa ulaşmıştır. Ne var ki o günlerde yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de yaşayanların yarısından fazlasının CUMHURİYET sözcüğünü duymadığı, Mustafa Kemal’i (1) tanımadığı, Türkiye bayrağını bilmediği ortaya çıkmıştır.

1935 yılında Bursa’ya gitti Mustafa Kemal. Türk Ocağı’nı ziyaret etti. Neler yaptıklarını sordu. Türk Ocağı yöneticileri yaptıklarını anlattılar. Mustafa Kemal ikinci sorusunu sordu:

- Köyler için ne yaptınız?

- Taşıtımız yok efendim. Hükümet taşıt verirse köylere de gideriz.

- Peki, eski dervişler nasıl gidiyordu köylere?

 Mustafa Kemal, CUMHURİYETİN DERVİŞLERİNİ arıyordu. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın bir üzüntüsü konuşuluyordu mecliste. Saffet Arıkan, bu üzüntüsünü Mustafa Kemal’e de açtı:

- Elimde bol para var ama eleman bulamıyorum!

Sanki uzun süredir bu soru için hazırlanıyormuşçasına, duraklamadan yanıt verir Mustafa Kemal:

- Üzülme Saffet, bunun da çaresi vardır. Cumhuriyet ordusunun yetiştirdiği okuma-yazma öğrenmiş çavuşlardan pek ala yararlanabilirsiniz. Yüzlerce asker arasından, zekâlarıyla sivrilmiş olan bu erler kısa süreli kurslarla bu iş için yararlı elemanlar durumuna kolayca getirilebilir. Bunlara EĞİTMEN dersiniz.

 1936 yılında EĞİTMEN KURSLARI açıldı. Bu kurslarda yetişen eğitmenler kendi köylerinde göreve başladı. İlk kez köylerde okullar açıldı. Okullara Türk Bayrağı çekildi. İlk kez Mustafa Kemal adı ve Cumhuriyet sözcükleri köy kültürüne girdi. Bu eğitmenler tarım ve inşaat konularında da bilgilendirilmişlerdir.

Eğitmen kurslarından olumlu sonuç alınması üzerine KÖY ENSTİTÜLERİ açıldı. Köy Enstitüleri Mustafa Kemal’in düşlerinin ürünüdür.

 2005 Nisan ayı ortalarında, saat 16:00 haberlerinde, Talim ve Terbiye Kurulu Sn. Başkanı konuşuyor:

- Proje metodunun uygulanmasında KÖY ENSTİTÜLERİNDEKİ eğitim yöntemlerinden yararlanacağız. Aynı gün, aynı kanalın 17:00 haberlerinde Milli Eğitim Bakanı da aynı konuyu gündeme getirdi: O hafta içindeki ULUSA SESLENİŞ Programında da Sn. Başbakana “Proje metodunun uygulanmasında KÖY ENSTİTÜLERİ’ndeki eğitim yöntemlerinden yararlanacağız.” sözünü aynen yineledi.

 Eğitim, bilim, sanat ve politika:

Köy Enstitüleri 1954 yılında, komünist öğretmenler yetirdiği gerekçesiyle  kapatıldı.1960 askeri hareketinden sonra,1963 yılında, Adalet partisi başkanı Süleyman Demirel, başbakan oldu. Adalet partisi demokrat partinin devamıdır. Demirel'in taraftarları, kırk yılı aşkın süre, Köy Enstitülerinin komünist olduğu nakaratını yinelediler. Yıllar yılı sular akıp mil ortaya çıktıktan sonra gerçekler de görünmeye başladı. T.C. politikasında kırk yılı aşkın söz sahibi olan Sn. Süleyman Demirel, 2009 Kasım ayında bir TV programına çıktı: Sunucu, mesleğinin zirvesine adım atıyordu bu programı ile kendince. Çok hazırlandı ve ilk vurucu sorusunu sordu Demirel'e:

-Efendim siz Köy Enstitüsüne gitseydiniz eğitmen olacaktınız. Ama Köy Enstitüsüne gitmediniz Cumhurbaşkanı oldunuz.

Demirel, sağ elinin parmaklarını açıp elinin ayasını sunucuya göstererek şöyle dedi:

-KÖY ENSTİTÜLERİ, Anadolu aydınlanması için açılmış kurumlardır. Ama ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti, bu kurumları bünyesinde barındıramamıştır.”Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörlüğü de Isparta-Gönen Köy Enstitüsü Kampüsünde, köy enstitüsü öğrencileri tarafından 1947 yılında yapılmış olan tarihi bir binayı, KÖY ENSTİTÜLERİ müzesi olarak düzenlemiştir. Küçük boyutlarda başka müzeler de vardır ülkede ama S.D. Üniversitesinin düzenlediği bu müze, Türkiye’de en büyük olanıdır. Yıllardan beri, pek çok eğitimci gruplar halinde ya da bireysel olarak bu müzeyi ziyaret edegelmektedirler.

 Köy Enstitülerinin açılışının yıl dönümü olan 17 Nisan 2006 günü, kimi gazetecilerin soruları üzerine Sn. Erdal İnönü; “Köy Enstitüleri, Türkiye Cumhuriyetinin, Dünya eğitim tarihine bir armağanıdır.” demiştir.

KÖY ENSTİTÜLERİ Cumhuriyetin güçlenmesi köylünün uyanması için açılmış kurumlardır. Amacı Cumhuriyet vatandaşları yetiştirmektir. Proje metodunun amacı da yapan, yaratan, düşünen proje üreten yurttaşlar yetiştirerek ülkemiz demokrasisinin güçlenmesini sağlamaktır.

 Köy Enstitüleri, 1954 yılında kapatıldı. 1960 yılında bir askeri harekât oldu. Yeni oluşan meclisler birçok yeni yasalar çıkardı. Bu yasalardan birisi de eğitim alanında uygulamaya giren KÜME ÇALIŞMALARI’dır. Küme çalışmaları yöntemi, tüm öğretmenler ve aydınlar tarafından büyük bir beğeni ve hayranlıkla kabul gördü. Bu yöntemle özgür düşünceli, yaratıcı, yapıcı, Cumhuriyete gönül veren, demokrat bireyler yetişecekti.

Küme çalışmaları insan doğasına uygun, çok yararlı bir eğitim yöntemidir. Zamanımızda yalnızca Japonya’da uygulanmaktadır. ABD’de ise henüz on sekiz (4) eyalete girebilmiş durumdadır. Küme çalışmaları 2005-2006 öğretim yılında uygulamaya konulan proje metodunun bir başka adıdır ve proje metodunun temelini oluşturmaktadır.

Küme çalışmalarında öğretmenin ders anlatması yoktur. Öğrencinin ders ezberlemesi yoktur. Öğrenciler, gereksinme duydukça derslere girip çıkabilirler. Zilli eğitim kaldırılmıştır. Ben o yıllarda Denizli’de, ilköğretim müfettişi olarak görev yapıyordum. Öğretmenler büyük bir heyecanla sarılıyorlardı bu yönteme. Gece-gündüz durmadan çalışıyorlar, bu yöntem içinden neler yaratılabileceğini, neler yapılabileceğini araştırıp, sorup duruyorlardı. Küme çalışmaları üzerine onlarca kitap yayınlanmıştı. Bu kitaplar elden ele dolaşıyordu öğretmenler arasında. Bir heyecan fırtınası esiyordu Türkiye Milli Eğitimi alanında.

 1970 yılında ikinci bir askeri darbe oldu. Yeni kurulan hükümetin başbakanı demokrasiyi güzel ve çağdaş bir bayana benzeterek “bir süre şal örtelim demokrasi güzelimize” dedi. Bu güzel şal Türkiye’ye pahalıya patladı. Küme çalışmaları eğitimden kaldırıldı. Eskimiş eğitim yöntemlerine dönüldü.

 O dönemdeki kimi eğitimciler arasında şöyle bir söz dolanmaya başladı: “Eğitim gelin oldu gitti. Bir daha ne zaman ve nasıl döneceği belli olmaz.” Bu güzel gelin 2005-2006 öğretim yılında geri döndü ama çok yorgun ve argındı.

1980 yılında bir askeri darbe daha yapıldı. Bu darbe 1970 darbesinden daha ağırdı. Pek çok aydın, parti başkanı, bakanlar, başbakanlar hapse atıldı. Muhakeme edildiler. Türkiye 1980 yılından beri herhangi bir sarsıntı yaşamamıştır. Geçmişteki onar yıllık darbeler sona ermiştir. Ağır-aksak da olsa demokrasi arabası yürümektedir. Proje metodunun temeli 1940’lar da uygulanmış olan köy enstitüleri ile 1960’larda uygulanmış olan küme çalışmalarına dayanmaktadır. Proje metodu bir ekibin, bir hükümetin ürünü değil Türkiye Cumhuriyetinin ürünüdür. O nedenle bundan böyle proje metodunu ortadan kaldıracak herhangi bir hükümet iktidara gelmeyecektir. Proje metodu üzerine yazılmış olan bu yazıdaki konular, “Çocuğunuzun Başarısı Elinizdedir ” adlı kitapta geniş çapta irdelenmiştir. (sayfa: 152-198).

Proje metodu tüm ilköğretim okullarında uygulanmaya konuldu. Ancak bu konuda hiçbir hareket yok ülkede. Ülkemizde bu kadar çok TV kanalı, bu kadar çok gazete-dergi var iken proje metodu enine boyuna neden irdelenmiyor? Bu konuda MEB’ın ilgili bölümlerine, üniversitelere, il milli eğitim müdürlüklerindeki bu işi yürüten görevlilere ve yazar öğretmenlere çok iş düşüyor. Halkın bu konuda aydınlanması, öğretmenlerimize de konuyla ilgili  bilgilerin sunulması için bir kampanya başlatılmalıdır ülkede...

 Proje metodu öksüz doğmuş çocuğa benziyor. Bu metod, enine boyuna irdelenmeli ve gün ışığına çıkarılmalıdır. Proje metodunu temel alarak küme çalışmalarına doğru yol alınmalı ve çağın eğitim düzeyi yakalanmalıdır. Çünkü çağımızda projeler ekip (küme)çalışmalarıyla yürütülmektedir.

 Yazımızın buraya kadar olan bölümünde, bu yöntemle duyan, düşünen, yapan, yaratan, tasarlayan, proje üreten kuşakların yetişeceği ve böylece Türkiye Cumhuriyetinin güçleneceği; demokrasimizin güzelleşeceği anlamına ulaştık. Şimdi de konumuzun evrensel boyutun geçelim.

Proje Metodunun Evrensel Boyutu:

Bugün yeryüzünde üç familya vardır. Afrika ailesi, Avrupa ailesi, Asya ailesi. Yeryüzü insanlığının ilk ailesine ulaşmak istersek yetmiş milyon yıl öncesine gitmemiz gerekiyor. İnsanoğlu ancak dört milyon yıl önce ayakları üzerine kalkabilmiştir. Altmışaltı milyon yıl emeklemiştir. Bugünkü insanoğlu ise bu süreyi dokuz-on ayda tamamlıyor.

İki milyon yıl önce alet yapmaya başlıyor insanoğlu. Bu yaratıcılık, büyük bir gelişme sağlıyor insan beyninde ve bedeninde. Günümüzdeki insan türünün ise (3) 120.000 yıl önce ortaya çıktığına inanılıyor. İnsanoğlu 100.000 yıl önce, yeryüzünde dolaşmaya başlıyor. Milyonlarca yıl boyunca insan beyni sürekli olarak gelişiyor. Doğanın ve evrenin tüm güzelliklerini sindirerek dünyanın ve evrenin en yetkin düzeneğine ulaşıyor (4). On bin yıl önce Mezopotamya’da, özellikle Urfa çevrelerinde ilk köyler kuruldu. Bu kadar geçen uzun zaman içinde insan zihni sürekli gelişti.

Bugün bilebildiğimiz kadarıyla dünyada ve evrende insan beyninden daha yetkin bir düzenek yoktur. Bu güzel düzeneğin sağlıklı olarak gelişmesi için temel gereksinimleri vardır. Bunların başında güven duygusu ile barınma ve beslenme gelir. Ancak bunlardan çok daha önemli olan anne-baba sevgisi, müzik, resim, oyun, dans, rakamlar ve çevre güzelliği gibi gereksinimler; çocuğun gelişmesinin temel öğeleridir. Çocuk yücelme, öğrenme, sevme, sevilme, onur, gurur, paylaşma, saygı, eşitlik, yaratıcılık gibi pek çok güzel yeteneklerle doğar. Eğitim, çocuğun doğuştan getirdiği bu güzel yeteneklerini, kendi kendine ve arkadaşları ile birlikte geliştirmesine ortam hazırlamaktır. Çocuğun doğuştan getirdiği yeteneklerinin gelişmesini engellememeyi başarabilmek, Çocuğa sunulacak en yararlı eğitim yöntemidir. Proje metodunun bir adı da TASARLAMA metodudur. Öğrenciler tasarlayarak, arkadaşlarıyla birlikte çalışarak, üreterek kendi kendilerine ve arkadaşları ile birlikte, kendi yeteneklerini geliştirirler. Çocuk, başkalarının önerileri ile körü körüne ezberlemeyecek, öğrenmeyecek. Tasarlayacak ve konuyu kavrayacak kendisini gene kendisi geliştirecektir. Öğrenilen bilgi unutulur ama kavranan bilgi kalıcıdır.

 Kimi fakültelerimizde eğitim “YÖNLENDİRME” olarak tanımlanır. Kimi fakülteler ile Milli Eğitim Bakanlığı ise eğitimi “İSTENDİK DAVRANIŞLARIN ÇOCUKLARA KAZANDIRILMASI” diye tanımlar. Her iki tanım da çağımız biliminin tanımı olamaz. Proje metodunun da temelini oluşturamaz. Proje metodu ile eğitimde öğrenciler kendi kendilerini yönlendireceklerdir. Dışarıdan yönlendirme demokratik eğitim kurallarına aykırıdır ve çocuğun zihin yapısında dikta duygusu oluşturur. Bu nedenle yönlendirme çağımız eğitim bilimi için bir tanım olamaz.

“İstendik davranışların çocuklara kazandırılması” tanımına gelince: eğer çocuklarımız, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ya da büyüklerinin istediği davranışlardan daha üstün, onurlu ve gururlu davranışlar geliştirirlerse dur mu diyeceğiz? Çocukların geliştirdiği davranışlar büyüklerin istediği davranışlar olmayabilir ama doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirebilen çocuklar, büyüklerin bugüne kadar bilip göremedikleri istendik davranışlar dışında daha yararlı, saygın ve soylu yeni davranışlar geliştirebilirler. İstendik kaydı yoktur diye bu soylu davranışlara dur mu diyeceğiz?

 Eğer ülkemizde proje metodunun temel atarak gelişmesini istiyorsak gerek M.E. B. gerekse eğitim üzerine çalışan üniversitelerimiz programlarını yeniden gözden geçirmelidirler. Nitekim geçmişte bu tür çalışmalar yapılmadığı için yazımızın başında belirtildiği üzere proje metodunun temelini oluşturan köy enstitüleri (1940-1954) ile 1960’lı yıllarda uygulanmış olan ve proje metodunun temelini oluşturan küme çalışmaları, o dönemlerdeki ilgisizlik yüzünden kaldırılmıştır.

 Proje metodu 21. yy.da yaşanan eğitim biliminin doruk uygulamasıdır. Artık geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu yöntemden geri dönüş olmayacaktır. Bu nedenle başta medya olmak üzere üniversiteler, M.E. B. bu konuda bilgisi olan her yurttaş bu çalışmalara katkıda bulunmalıdır. Milli Eğitim Bakanı , “Proje Metodunun uygulanmasında, katkıda bulunacak herkesten yararlanacağız.” dedi. Ama bu sözü ne duyan, ne bilen, ne de ciddiye alan var. Hiçbir kurum ve kuruluşun bugüne kadar bir katkısı da görülmedi. Eğer Türkiye 21. yy.da çağı yakalamak istiyorsa Cumhuriyetin geçmiş yıllardaki bilimsel eğitim yöntemleriyle birlikte PROJE METODU’na sahip çıkmalıdır.

(1) O tarihte henüz soyadı kanunu çıkmamıştı.

(2) Çocuğunuzun Başarısı Elinizdedir, Sayfa:20-34-161.

(3) Science, the World in 1998.

4) Prof. Dr. Yahya Özsoy.

-------------------------------------------------------------

Tamamlayıcı Bilgi:

google'u aç. "Yusuf Gündüz Denizli" yazarak ara sitemiz çıkacak. Tıkla.

---------------------

E.Posta:yusufgunduz31@hotmail.com 

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Saat
 
Reklam
 
 

 
Bugün 6 ziyaretçi (21 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ysfgunduz.tr.gg