Engelliler İle Engerlsizler

ENGELLİLER VE ENGELSİZLER (1)

          1974-87 yılları arasındaki, görevim gereği Ankara'da yaşıyordum.1983 yılında, Türkiye Körler Vakfı Genel Müdürüyüm. Saat 20.00 dolaylarında, Kızılay'dan Bahçelievler yönüne giden bir belediye otobüsüne bindim. Otobüs dolu. Çoğu kişi ayakta, Otobüs Demir tepe otobüs durağına geldi ve yeni yolcular almak üzere durdu. Otobüsün ön kapısı açıldı. 20-25 yaşlarında kör bir delikanlı otobüse bindi. Delikanlının yakınında  bulunan 3-4 kişi hemen delikanlıya sarıldılar. 2’nci sırada oturan bir kişi de yerini boşalttı. Kör delikanlıyı, patates çuvalı gibi kucaklayarak boş koltuğa oturttular. Ben delikanlının hemen yanındaydım. Kulağına eğildim:

-Otobüste bu kadar yaşlı kişi var. Sen delikanlısın. Neden oturuyorsun?

-Hocam, oturmadığım zaman bana küfrediyorlar.

Hemen ayağa kalktı:

-Lütfen oturun hocam.

-Yok, oturmam, oraya ben oturursam bu kez de bana küfrederler. Neden bana HOCAM diye seslendin?

-Efendim, sizin ağzınızda çıkan sözü ancak  bilge bir kişi söyler.

Delikanlı ile tanıştık. Hukuk Fakültesinde öğrenciymiş. Bana dert yanıyor:

-Sınıfta gün boyu oturuyorum. Teneffüslerde salonda yürüyerek biraz dinlenmeye çalışıyorum. Otobüs durağına kadar yürüyorum, bana iyi geliyor. Otobüste ayakta gitmek benim için dinlendirici oluyor ama bana izin vermiyorlar.

O anda kimi sözcükler zihnimde dans etmeye başladı.  Evime varınca deftere işledim, işledim o sözcükleri.

ACIMA
Bana kör diyorlar
Acıyorlar da
İçtensiz duygularla.

Ben acıyor muyum 
Kanadınızın olmayışına
Kuşlardan zavallısınız diye

Eğer saygınız yoksa kendinize
Bana saygılı olun
Onuruma dokunmayın...


Image and video hosting by TinyPic

           
ENGELLİLER VE ENGELSİZLER (2)

10 yılı aşmış olmalı. Emekli öğretmen arkadaşım Ömer mutlu ile Üçkuyular vapur iskelesi yanından kent ormanına doğru yürüyoruz. Kent ormanı girişine yeni bir bina yapılmış. Yeni masa ve sandalyeler konulmuş. Pırıl pırıl bir çevre; Masmavi bir deniz. Rüyadaymışım gibi gördüm kendimi. Bir levha var kıyıda: Engelliler Kültür Merkezi. Arkadaşıma coşkuyla dedim:

-Bundan böyle çay içmeye, tavla atmaya buraya geliriz.

Ama o,sadece İNŞALLAH dedi. Onun bu İNŞALLAH sözünün anlamını bilirim: GÖRECEĞİZ, demektir.

2 hafta kadar sonra yürüyüş için kent ormanına gittik arkadaşımla. Çakal Burnuna kadar yürüdük. Dönüşte Engelliler Kültür Merkezine yaklaşınca arkadaşıma dedim:

-Şurada bir şeyler içelim, hem biraz dinleniriz.

-Tamam.

Kültür merkezinin kapısına vardım. Demir parmaklıklardan yapılmış kısa boylu bir kapı. Tam kapıyı açacaktım ki bir görevi karşıma dikildi:

-İçeri girmek yasak:

-Neden?

-Engelliler eğlence günü bu gün.

İçeri baktım,20-25 engelli sessizce oturuyor. Hareketli bir müzik çalıyor. Saat 22.00.Tatlı da bir yorgunluk var üzerimde. Engellilerin bu suskun eğlence şöleninin görünce, ben ansızın kendimi kaybetmişim. Bağırmaya başladım:

-Hangi müdür, hangi başkan, hangi paşa koymuş bu kuralı. Orta çağda, kafalarının içinde şeytan var sayılarak sağırları ayrı tutarlardı insanlardan. Körleri de değirmen taşına koşarlardı. Şimdi de engelsizlerden ayrı tutarak bu cezayı siz veriyorsunuz engellilere. Ama bu ceza bu çağın değil, bir orta çağ cezasıdır, acımasızlıktır.

Görevli, başını sağa sola çevirerek bağırmaya başladı:

-Herkes içeri girebilir!

O ara çevreye baktım. Gencecik kızlar, oğlanlar ellerinde kahve bardakları ile dolaşıyorlar kıyılarda. Yaşlıların da kimisi deniz kıyısında oturuyor, kimileri dolaşıyorlar.

Çevrede dolaşanlar,  bahçe içine girmeye başladı. Önce bir sessizlik oldu.2-3 dakika sonra içeri girenlerle engelliler arasında konuşmalar başladı:

-Haftada bir eğlence oluyor. Yeni açıldı. Güzel bir yer vb.

5-6 dakika sonra hem engelliler, hem de engelsizler coşkulu müziğe eşlik ederek hep birlikte şarkı söylemeye başladılar. Daha önceki zamanda müzik çalıyor ama engelliler, sanki suçlularmış gibi sus-pus oturuyorlardı.

Bu sus-pusluğun nedeninin ben biliyorum. Düşünürseniz siz de bulabilirsiniz elbet.

O akşam, saat 11.00'e kadar oturdum orada. Sonucu görmek istiyordum. Merkezin kapanma saatİ gelince (11.00)kimi engelsizler, engelli tanıştıklarına İYİ GECELER dilediler.Gene kimi engelliler de o akşam tanışıp konuştukları engelsizlere İYİ GECELER dileyerek vedalaştılar.

O akşamki yaşantı tam düşündüğüm gibi sonuçlandı.Orada olan engelli-engelsiz herkes mutlu ayrılmıştı merkezden.Yepyeni bilgiler ve yepyeni duygularla....

--------------------------------------------------------------------

Not: O yıllarda ben henüz delikanlı idim.Bu gün  Durukanlıyım. (82). Bu gün olsa belki olay yaşanmazdı

Image and video hosting by TinyPic

         Engelliler ve Engelsizler(3)

Emekli öğretmen arkadaşım Hacı Ömer Mutlu ile  kent ormanında yürüyüşteyiz. (Arkadaşım hacıya gitmiş değil, nüfustaki adı HACI.) Çakal Burnuna kadar yürüdük. (Çakal burnu, kent ormanının, denize uzanan en uç noktasıdır) Tam buruna koltuk benzeri bir mermer koymuşlar. Bu mermer koltuğa oturarak güneşin batışını izledik. Güneş battıktan sonra, deniz kıyısını izleyerek kente doğru yürümeye başladık. Engelliler Kültür Merkezine yaklaşınca arkadaşım H.Ö.Mutlu:

-Kültür Merkezinde biraz dinlenelim, soğuk-sıcak bir şeyler de içeriz.

-Tamam, dedim.

Kültür merkezi yapısının batı tarafında çimenlik bir alan var. O yıllarda o alana masalar konuluyor ve isteyenler o alana oturuyorlardı. Biz de o alana gittik. Deniz kıyısında, iki masa birleştirilmiş, 8-10 kişi oturuyor masalar çevresinde. Masaların sağında az bir boşluk var. Arkadaşımla gerilerde duran boş bir masayı alıp, bitişik masanın sağına koyduk ve oturduk. Ben denize yönelik oturdum, arkadaşım da masanın sağı yanına oturdu. Bitişik masaya yönelik yüzü.

 

Bitişik masa ile bizim masamız arasında 50 cm. kadar bir aralık var. Bitişik masada ve benim solumda oturan gözlüklü delikanlı, başını hafif önüne eğerek ve az bana dönerek:

-Hoş geldiniz, dedi.

Ben de:

-Çok naziksiniz, teşekkür ederim, dedim.

Bana hoş geldiniz diyen delikanlının baş hareketlerinden kör olduğunu anladım. Delikanlı, karşısında oturan genç bir bayanla sohbet ediyordu. Bir ara kulağıma çalınanlar.

Bayan:

-Günde 10 kere söylüyorum çalışmıyor derslerine.

Delikanlı:

-Karnesi nasıl?

-İyi, hiç zayıfı yok.

-Öyleyse bırak çocuğu, sana karşı değil, öğretmenine, arkadaşlarına karşı sorumluluk duysun.

-Ben annesi değil miyim?

-Annesisin ama çocuğun öğretmenine karşı ve arkadaşları arasında gelişip olgunlaşıp gelişmesi önemli.

-Bana karşı değil yani!

-Ben yanlış anlatıyorum galiba. Sen annesin, annelik görevini yerine getireceksin, çocuğun üzerine fazla gitmeyeceksin.

 O ara, kör delikanlının solundaki arkadaşı iki bardak çay getirdi:

-Çayınız...şekeri içinde, dedi.

Kör delikanlı, sol elini masanın üzerine koydu. Hafif hafif sağa sola kıpırdatarak çay tabağına dokundu. Sol eli ile çay bardağını tuttu. Sağ eli ile çay kaşığını bulup tutarak çayı karıştırmaya başladı. İşte o an karşısındaki bayan bağırdı:

-Aaaaa sen körmüşsün!

Masada bir soğukluk oldu. Herkesin yüzü asıldı. Ben de bozuldum elbet. Dayanamamış olmalıyım ki doğaçlama olarak, kendimin de anlam veremediği, uyaklı bir tekerleme çıktı ağzımdan:

-KÖR OLA ADAM OLA, KONUŞAN MADAM OLA.......

Okuyucular, bu tekerlemeye ne anlam verirler bilemem.

 Benim sözümden sonra, masanın öbür yanında oturan 30 yaşlarında bir bayan:

-Burası Engelliler Kültür Merkezi değil mi? Kör de gelir, sağır da gelir, sakat da gelir.

Kör müsün diyen bayan:

-Vallahi ben öyle demek istemedim, öylesine çıkıverdi ağzımdan.....

Masalardaki atmosfer bozulmuştu.

 Kör delikanlı çayını karıştırdı, karıştırdı. Bir yudum aldı. Çayı beğenmiyormuş gibi  dudak kıvırarak solundaki arkadaşına:

-Biraz yürüyelim mi? dedi.

İki arkadaş, Çakal Burnu yönüne doğru yürümeye başladılar. Arkalarında baktım. Kör delikanlı, arkadaşının koluna girmiyor. Arkadaşı da kör arkadaşının koluna girmiyor. Yan yana yürüyorlar. Bu iki kişinin de çok iyi eğitim aldıklarını düşündüm.

 Çünkü dünyanın her yerinde bir kuraldır. Kör bir kişi yürürken yanındaki kişinin koluna girmez. Körün yanındaki kişi de kör kişinin koluna girmez. DİRSEK TEMASI denilen bir yöntemle yürüyüş yapılır. Bir çukur görünürse gören kişi hafifçe uyarır, ÇUKUR. Gene bir çıkıntı görülürse gören kişi hafifçe uyarır, YÜKSEKLİK. Bu uyarılarla kör kişi yürüyüşünü keyifle sürdürür. Bina içi ya da bina dışı merdivene gelindiğinde gören kişi uyarır, MERDİVEN. Kör kişi, ayağıyla merdiveni yoklar. Geometrik olarak merdivenin boyutlarını ayaklarıyla yokladıktan sonra normal bir kişi gibi hızlıca çıkabilir merdiven basamaklarını ya da inebilir merdivenden. Eğitimli kör bir kişi, bu çeşit yürüyüşlerden büyük bir onur ve haz duyar.

Image and video hosting by TinyPic
        
         KÖŞK KADISI

Osmanlı döneminde, Aydın vilayetinin, Köşk kazasına bir kadı atanır. Kadı, görür ki Köşk kazasında herkes yalan söylüyor. Dayanamaz, bir gün, pazar yerinde bağırmaya başlar:

-Bu memlekette hiç doğrucu yok mu? Bir tek doğrucu getirin, şu sarığımı fırlatıp atacağım gökyüzüne.

Kadının bu sözü üzerine iki kişi kendilerine iş edinirler. Göktepe'ye giderler. Göktepe'de bir çoban vardır. Bu çoban hiç yalan söylemez. Doğruculuğu ile ün salmıştır yedi dağ ötelere.

 Göktepe; Muğla, Aydın, Denizli illerinin buluştuğu bir yerdedir. 12 ay yeşile büründüğü için Göktepe denilmiştir. Burada ki gök sözcüğü yeşermek= göğermek= gövermek sözcüğünden gelmektedir. Buraya ilk yerleşen Yörükler, o zamanki dillerince bu sivri tepeye Göktepe adını koymuşlar.

 Köşk kazasından Göktepe'ye giden iki kişi, Doğrucu Çobanı alıp getirirler köşk kazasına. Kadı Efendinin huzuruna çıkarırlar. Kadı Efendi evinin bir köşesinde, çifte minder üzerine bağdaş kurmuş oturuyor. Doğrucu Çoban kapıdan girer girmez, Kadı Efendiye bakarak:

-Söyle bakalım kör kadı. Doğrucu arıyor muşsun.

Kadı Efendi, Doğrucu Çobana bakar bakar ve der ki:

-Ben doğrucu arıyorum ama aptal aramıyorum. Gözümün birisinin kör olduğunu herkes biliyor.

-----------------------------

 Gönül isterdi ki kör delikanlı, masayı terk edeceğine, karşısındaki bayana uygun bir yanıt versin. Örneğin diyebilirdi ki:

-Harikasınız bayan. Kör olduğumu nasıl da anladınız.

Ya da:

-Çok zekisiniz. Sonunda siz de kör olduğumu anlayabildiniz.

Ya da:

-Siz söylemeseydiniz kör olduğumu kimse bilemeyecekti.

Şu anda benim aklıma gelen sözler bunlar. Ama biliyorum ki olayı yaşayan kültürlü bir kör delikanlı, çok daha güzel sözler bulabilir.

Sonuç: Engellilerin kendilerini, duygusal engellilerden, koruyabilmeleri  için yetiştirildikleri kurumlarına moral dersleri konulmalıdır.


Image and video hosting by TinyPic

         ENGELLİLER İLE ENGELSİZLER

Konak’ta, AKM önündeki otobüs durağında bekliyorum. Sol virajdan bir otobüs göründü. Durma sinyali yoktu. DUR işareti yaptım, otobüs durdu durakta. Otobüse bindim. Otobüs hareket ettikten sonra şoför sordu:

-Siz engelli misiniz?

Önce duraksadım, sonra da yanıtladım:

-İkimizden birisi engelli ama hangimizin engelli olduğunu bilmiyorum.

Ağzımdan çıkan sözü beğenmemiş olmalıyım ki hemen ekledim:

-Affedersiniz, yanlış binmişim, ilk durakta ineyim.

Şoför:

-Zarar yok, benden olsun, ineceğiniz durağa kadar götüreyim.

Üsteledim:

-Yok, yok ilk durakta ineyim, dedim ve otobüsün arka tarafına doğru göz attım.

O an jeton düştü. Hızlıca ''teşekkür ederim''dedim ve koltuğa yerleştim. Arkalardaki bir koltukta, kör bir delikanlı oturuyordu. Otobüse başka engellilerin binip binmeyecekleri takıldı zihnime. Vali Konağı otobüs durağına kadar başka engelli binmedi. Otobüs, tek yolcusu ile ulaştı Engelliler Eğitim Merkezine.

 Olay üzerine düşünmeye başladım. Otobüste tek bir kör delikanlı vardı. Bu tek yolcunun psikolojik sıkıntı içinde olduğu tavırlarından anlaşılıyordu. Yüzüne baktım, Yeni yolcudan bir ses gelecek mi anlamında kulak kabartıyor bana doğru. Sonra Yüzünü tavana çeviriyor, birden indiriyor aşağıya ve sağa sola çevirmeye başlıyor başını. Hal bu ki o otobüste engelsiz yolcular da olsa psikolojik açıdan bir doyum bulacaktır bu kör delikanlı. Yolcuların konuşmalarına şahit olacak. Belki yakın bulduğu bir yolcuya ''Hangi durağa geldik'' gibisinden, kendini rahatlatıcı bir soru soracak. Belki otobüsteki yolcular onunla ilgilenecek ve konuşacak.

O nedenle bu engelli otobüs işletmesi gözden geçirilmelidir:

 1.Bu otobüsün üzerinde ENGELLİLER yazıyor. Bu yazı kaldırılmalı. Yerine KONAK-ÜÇ KUYULAR yazılmalı. Bu hat üzerindeki engelliler ve engelsizler bu otobüsten yararlanmalıdır. Böylece ekonomik bakımdan da bir kazanç olmuyor mu?

2.Öğrendiğime göre bu otobüs Kahramanlar bölgesini dolanarak Montrö otobüs durağından Konak'a geliyormuş. Bu sefere ne gerek var. O semtlerde yaşayan engelliler, o semtlerdeki belediye otobüsleri ile pekâlâ Konağa gelebilirler. Öğrendiğime göre konak'tan Hatay semtine, oradan da Balçova'ya sefer yapıyormuş. Kaç engelli ile bilemiyorum. O nedenle bu otobüs  engelsizlere de açılmalı. Hem ekonomik bakımdan hem de engelliler ile engelsizler arasındaki iletişim sonucu  doğacak kültürel etkileşimin yararları açısından.

 Şimdi geleli zurnanın zırt dediği yere. Yukarıda anılan otobüs seferi, yıllarca önce, Engelliler Eğitim Merkezi açıldığı zaman konulmuş. Ama aylardan beri, Konak’tan kalkarak Baku bulvar üzerinden İnciraltına sefer yapan 11 numaralı bir otobüs var. Bu otobüs, Engelliler Eğitim Merkezinden geçiyor. Hem de engelliler otobüsünden daha sık aralıklarla. Birçok engellinin 11 numaralı otobüsten yararlandıklarını görüyorum. Engelliler bu otobüs ile yolculuk yapmaktan çok hoşlanıyorlar. Moral olarak kendilerini daha sağlıklı duyumsuyorlar. Elbette ki bu otobüsteki engelliler ile engelsizler arasında, yolculuk boyunca psikolojik bir akışım oluyor.

 11 numaralı otobüs, Baku bulvarında sefere başladığı  ve engelliler için çok daha yararlı olduğu halde, yıllar önce 

Sefere konulmuş olan engelliler otobüsü neden seferden kaldırılmıyor? Bunun yanıtı bulabilmek için Buckingham sarayına bir uğramamız gerekiyor: İngiltere Kraliçesi 2.Elizabeth,1960'ıncı yıllarda,saray bahçesinde gezinti yaparken;

Bahçenin orta yerlerinde, nöbet tutan bir asker görür. Çevresine bakınır kraliçe. Nöbet yeri saraya epeyce uzak. O yakınlarda, saray dışına açılan bir kapı da yok. Merak eder ve nöbetçi askere yaklaşarak sorar:

-Burada neden nöbet tutuyorsun?

Nöbetçi asker:

-Komutanım emretti sayın kraliçem!

Kraliçe, saray muhafız komutanını çağırtır ve sorar:

-O yere neden nöbetçi koyuyorsunuz:

Saray muhafız komutanı:

-Buckingham sarayı koruma yönetmeliğine göre uygulama yapıyoruz sayın kraliçem.

Kraliçe, merakını gidermek için konunun üzerine gider. O yere neden nöbetçi asker dikildiğinin araştırılmasını ister. Üst komutanlar, tarihçiler konuyu araştırmaya başlar. Aylar sonra, oraya nöbetçi asker dikilmesinin nedeni ortaya çıkar. Durum şudur:

 16.yüzyılda yaşayan Kraliçe 1.Elizabeth, saray bahçesinde gezinti yaparken nöbet tutulan yerde güzel bir çiçek görür. O yıllarda, saray bahçesinde süvari eğitimi yapılıyormuş. Atların bu güzel çiçeği 

Ezmemesi için o yere bir nöbetçi dikilmesini emreder. Bu emir saray koruma yönetmeliğine kayıt edilir. Ancak zamanla süvari eğitimi, saray bahçesi dışında başka alanlara alınır. Ama yönetmelikteki kayıt yerinde kalır.

Bu olaya, tarihte BÜROKRASİNİN ZAFERİ denilir. Engelliler otobüsünü de bir bürokrasi zaferi mi sayalım dersiniz?

 Engelliler Eğitim Merkezine hiç mi özel araba gitmeyecek? Elbet de gidecek: Zaman zaman Engelliler Eğitim Merkezinde toplantılar yapılıyor eğlenceler düzenleniyor. Her toplantı ve eğlence yerine olduğu gibi o günlerde EKM’ ne  de özel otobüs seferi yapılır. Ancak   otobüsün üzerine ENGELLİLER yazılmaz. Çünkü o toplantılarda engeliler ile engelsizler birlikte söyleyip eğleniyorlar. Otobüse de birlikte binecekler. Eylemde olsun, söylemde olsun engelliler ile engelsizleri ayırmamak eğitim bilimi açısından engellilere sunulacak en güzel armağandır.(tamamlayıcı bilgi için EE 1. ve 2. yazıları da okuyabilirsiniz.).
Image and video hosting by TinyPic

Ana sayfaya Gitmek için buraya tıkla

 

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Saat
 
Reklam
 
 

 
Bugün 6 ziyaretçi (32 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ysfgunduz.tr.gg